Haber Arşivi

23.03.2016

“İntihar Eylemleri Cihadın Bir Parçası Gibi Değerlendirilemez”

Üsküdar Üniversitesi Postkolonyal Çalışmalar Uygulama ve Araştırma Merkezi (PAMER) tarafından “Çağımızın Buhranı Terör” konulu bir toplantı düzenlendi. Toplantıya Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Rahmi Yaran’ın yanı sıra ilim adamları ve çok sayıda dinleyici katıldı.

Programda “İslam’da Cihat Uygulamaları” başlıklı bir konuşma yapan İstanbul Müftüsü Prof. Dr. Rahmi Yaran, Kur’an’da bahsi geçen cihat kavramını tahlil ederek sözlerine başladı. Yaran, “Kur’an’da ve sünnette sözü edilen ve bazen mutlak olarak bazen de “Allah yolunda”, “bizim için”, “kâfirlere karşı”, “mal ve canla” gibi kayıtlarla yapılması istenen veya övülen ya da yapılmaması yerilen “cihad”, hak dini anlatmak ve iyiliği hâkim kılmak için yapılan ve “Allah rızasını hedef alan her türlü çaba” olarak anlaşılmalıdır”, dedi. Yaran konuşmasına şöyle devam etti:

 “İslam dininin ana hedefi iyiliği çoğaltmak ve hâkim kılmaktır.”

Cihadın hedefi İslam’ı muhatap kişi veya kitleye anlatmak, onun veya onların İslam ile tanışmasını sağlamaktır. Bu bakımdan sözlü veya yazılı ya da diğer iletişim vasıtalarıyla yapılacak anlatım önem arz eder. Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyye gerek Müslümanlara gerekse Müslüman olmayanlara İslam esaslarının anlatılması, buna aykırı haller görüldüğünde duruma uygun şekilde müdahale edilmesi üzerinde çok durur ve bunu genelde el-Emr bi’l-ma‘rûf ve’n-nehy ‘ani’l-münker kalıp ifadesi ile dile getirir. Burada ma‘rûftan maksat İslam’ın ve akl-ı selimin kabul ettiği iyilikler, münkerden maksat da onların reddettiği her şeydir. Denebilir ki İslam dininin ana hedefi iyiliği çoğaltmak ve hâkim kılmaktır. Peygamber Efendimiz

“Sizden kim bir münker/kötülük/İslam dışı davranış görürse onu eliyle değiştirsin.

Buna gücü yetmezse diliyle,

Buna da gücü yetmezse kalbiyle.

Bu, imanı en zayıf olandır.” buyurmuştur.

“Kur’an iyi olmayı, iyiliği yaymayı teşvik eder.”

Kur’an-ı Kerim dürüst ve iyi olmayı ve iyiliği yaymayı teşvik eder hatta bunu mümin için bir vazife sayar. Bu manadaki ayetlerden bazıları şunlardır:

“İçinizden hayra davet eden, iyiliği tavsiye eden, kötülükten sakındıran bir grup bulunsun. İşte kurtuluşa erecekler onlardır” (Âli İmrân 3/104)

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidir. Onlar iyiliği tavsiye eder, kötülükten sakındırırlar; namazı güzelce kılarlar, zekâtı verirler; Allah’a ve Peygamberine itaat ederler. Allah işte bunlara merhamet edecektir. Allah şerefli bir güce sahiptir ve yaptığını hikmetle yapar (et-Tevbe 9/71)

“Kötülüğe kayıtsız kalmak ayetlerde tenkit edilmiştir.”

İyiliğin yaygınlaştırılması ve kötülüğün önlenmesini isteyen âyetler yanında kötülük karşısında ilgisiz ve kayıtsız kalan geçmiş ümmetleri tenkit eden âyetler de vardır:

 “Müslümana düşen uyanık olmak, şerre alet olmamaktır.”

“Tebliğde ve cihadda hedef iyiliği ve iyilerin sayısını artırmak, zulmü, haksızlığı ve kötülüğü mümkün olduğunca azaltmaktır. Bunun için birçok yol ve metot olabilir ve bu yollar günümüzde çok çeşitlenmiş durumdadır. Artık insanlar bulunduğu yerden dünyanın her tarafı ile iletişim kurma, bu yolla iyiliği yayma imkânına sahiptir. İslam’ı, onun hayat dolu kitabı Kur’an-ı Kerim’i ve Peygamber Efendimizi, Onun sünnetini doğru anlayıp anlatmak büyük bir önem taşımakta ve ilmî birikim yanında Cenab-ı Hakkın yardım ve desteğini gerektirmektedir. Bu maksatla daima Allah’a dua etmek ve İslamı yanlış anlamaktan bilhassa yanlış anlatmaktan, onu şerre âlet etmekten sakınmak gerekir. Maalesef tarihte de zamanımızda da Kur’an’ı yanlış anlayanlar ve anlatanlar, kişisel amaçlarına, duygularına âlet edenler hep olmuştur. Hz. Ali’yi (k.v.) Sıffîn savaşında hakem teklifini kabule âdeta zorlayan grubun içinden çıkma yeni bir grup daha sonra onu hakem olayı dolayısıyla tekfir etmiş, “Allah’tan başkasının hüküm/karar verme yetkisi yoktur” anlamındaki bir cümleyi de kendilerine slogan olarak ona karşı kullanmıştır. Hz. Ali’nin bunlara karşı kullandığı “Söz doğru, maksat bâtıl” cümlesi ne kadar anlamlıdır. Bunların uzantıları her devirde olmuştur. Onlara karşı Müslümanlara düşen, uyanık olmak ve şerre âlet olmamaktır.”

“Bazen zorluklar, yaşanan zulümler ve Müslümanlara savaş ilanı söz konusu olursa cihat vazife halini alır.”

“Bazen hak dinin güzelliklerinin insanlara ulaştırılması, onlarla iletişim kurulması engellenir. Hatta inanç ve düşünce hürriyeti tanımayan, farklılığa tahammül edemeyen ahlaksız, zalim diktatörler ve zorbalar, Müslümanlara sırf Allah’a inandıkları için düşman kesilirler, onları yerlerinden, yurtlarından çıkarırlar ve bu mağdur insanların bizzat kendileri veya onları bu sıkıntıdan kurtarmak isteyen diğer Müslümanlar bunlara karşı savaşmak zorunda kalabilirler. Bu durumda yapılacak mücadele, yukarıda belirttiğimiz esaslar çerçevesinde yetkili merciler tarafından savaş olarak tespit edilmişse o zaman da bu savaş, cihadın bir türü olarak vazife halini alır.”

“Sırf Allah’a inandıkları için zulüm ve işkenceye uğrayan, maddî ve manevî baskıya maruz kalan insanlardan bu zalimlere boyun eğmeleri, aşağılanmış bir hayata rıza göstermeleri istenemez.”

“Savaş (kıtâl), elbette istenen bir şey değildir. Ama iyi insanların da zaman zaman buna mecbur oldukları ve o zaman savaşın, daha kötü olanı önlemek adına bir zorunluluk ve fazilet olacağı inkâr edilemez. Sırf Allah’a inandıkları için zulüm ve işkenceye uğrayan, doğru dinden uzaklaşsınlar diye her türlü hakarete, maddî ve manevî baskıya maruz kalan insanlardan bu zalimlere boyun eğmeleri, aşağılanmış bir hayata rıza göstermeleri istenemez. İnsan öldürmek elbette büyük bir günahtır. Ama doğru yolda ilerlemek isteyen ve “Allah yolunda” bir hayatı benimseyen insanlara baskı yapılması, Allah’a ibadet için inşa edilmiş mabetlere, mescitlere girmelerinin bile engellenmesi daha büyük bir vebal ve günahtır. Hiç kimse bu baskı ve şiddeti mazur gösteremez.”

Müslüman gerektiğinde mal ve canını da feda eder.

İslam’ın bir taraftan bütün insanlığa ulaştırılması, diğer taraftan onun ve mensuplarının, maruz kaldıkları veya kalacakları saldırılardan korunması için gösterilecek gayret ve çabaya cihad denir. Müslüman bu uğurda gerektiğinde mal ve canını da feda eder. Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından en ideal manasıyla uygulanan ve Kur’an’da da övülen cihad, savaş demek değilse de “Allah yolu”nda yapılacak bir savaş, cihadın dışında veya ona aykırı da sayılmaz. Bir savaşın cihad olabilmesi onun, Müslümanların dinlerini yaşama ve yaşatma ortamına müdahale eden saldırıların önlenmesi, onların canlarına, mallarına, akıllarına, ırz ve namuslarına, geleceklerine göz diken sinsi veya aşikâr düşmanların bu faaliyetlerinin sona erdirilmesi, bu manada güvenliklerinin sağlanması amacını gerçekleştirecek en uygun vasıta olmasına bağlıdır.

“Terörün İslam’da yeri yoktur ve intihar eylemleri cihadın bir parçası gibi değerlendirilemez”

Kur’an savaş manasında daha çok “kıtâl” kelimesini kullanır. Kıtâl ile ilgili emir ve tavsiyelerin yer aldığı ayetler, öncesi ve sonrası ile birlikte okununca görülür ki savaş hiçbir şekilde hedef ve gaye değil, Müslümanlara yapılan baskıları ortadan kaldırmak, onlara ve dinlerine karşı girişilen veya girişilmesi kuvvetle muhtemel olan düşmanca davranışları sona erdirmek, Müslümanların güvenliğini sağlamak için, gerektiğinde başvurmaktan çekinilmeyecek bir vasıtadır. Bu vasıta kullanılırken bile ölçü kaçırılmayacak, hukuk dışına çıkılmayacak, şahsî kin ve nefret, Müslümanları haksızlığa sevk etmeyecektir. Savaşa iştirak etmeyen çocukların, kadınların ve yaşlıların zarar görmemesine özellikle dikkat edilecektir. Terörün İslam’da yeri yoktur. Suçsuz insanların ölümü ile sonuçlanan intihar eylemleri, cihadın bir parçası gibi değerlendirilemez.

Dilek Web Hosting Dilek Web Hosting